c vitamini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
c vitamini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2012 Cuma

Cilt Sağlığı ve Beslenme


Bu yıl kış etkisini uzun zamandır göstermediği kadar güçlü hissettirdi. Soğuk etkisi ile düşen vücut direncimizle iyi havalandırılmayan kapalı alanlara girdiğimizde sık sık üst solunum yolu rahatsızlıkları yaşadık. Ancak çetin kış koşullarından doğrudan etkilenen bir yanımız daha var! Soğukla devamlı temas halinde olan en büyük organımız...

Soğukla temas eden en büyük organımız da neymiş diye sorduğunuzu duyar gibi oluyoruz. Bu organ elbette bütün vücudumuzu saran ve esasen bir duyu organımız olan derimizdir. Derimiz bütün bedenimizin yaklaşık yüzde 7'sini oluşturur. Aslında derimiz bedenimizdeki en önemli organlarımızdan biridir pek çok hastalığın belirtilerini ilk olarak cildimiz verir bu açıdan deneyimli bir doktor en doğru teşhisi koymak için muayene esnasında mutlaka cildimize de bakacaktır.

Cilt sağlığımızı korumak için piyasada onlarca krem, losyon, merhem bulunur bunların bir kısmını kışın soğuktan korunmak ve cildimizin çatlamasını önlemek için kullanırız bir kısmını güneş yanıklarına karşı koruyucu olarak kullanırız bir kısmını kozmetik amaçlı yaşlanma etkilerini geciktirir umudu ile kullanırız bir kısmını da cilt doktorumuzun önerisi ile tedavi maksatlı kullanırız.

Oysa cilt sağlığımız da genel beden sağlığımızın etkisindedir. Biz ne kadar sağlıklı yaşarsak ne kadar bilinçli beslenirsek cildimiz de o kadar sağlıklı olacaktır. Dengeli ve sağlıklı bir beslenme düzeni ile cildimizin sağlığını ve canlılığını uzun yıllar koruyabiliriz!

Sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkları hayatımızdan çıkarttığımızda ve beslenmemizde antioksidan vitaminlerin, minerallerin ve suyun dengesini doğru şekilde ayarladığımızda abur cuburdan ve rafine ürünlerden(beyaz şeker, beyaz un vb) uzak durduğumuzda cildimizin de adeta gençleşerek canlandığını, parlayıp ışıldadığını, çatlaklardan arınıp güçlendiğini nemlendiğini ve yumuşadığını görürüz!

Canlanan bir cilt gençleşen bir birey demek olduğundan doğru beslenme ve sağlıklı yaşam eşittir bolca iltifat ve güçlenen bir özgüven demektir!


 Cildimiz için Vitamin, Mineral ve Yağ Asidi Desteği:

Ülkemiz halen bir tarım ülkesi olma özelliği taşıdığı için çok şanslıyız toprak elbette bizden önceki kuşakların zamanındaki kadar zengin değil bu da tarım ürünlerinin içindeki vitamin, mineral ve yararlı bileşiklerin miktarını azaltıyor ancak yine de bedenimizin ihtiyaç duyduğu miktarlarda besin öğesini gıdalarımızdan alabiliyoruz.

Sağlıklı bir cilt için A,C,E ve B vitaminlerine, demir ve kükürt gibi minerallere ve yağ asitlerine ihtiyacımız var. Bunları alabileceğimiz kaynaklarımız oldukça zengin ve çeşitli.


A vitamini: Yaşlanmayı geciktirici antioksidan etkide vitaminlerimizdendir. Cilt, göz, üreme organları, diş ve kemiklerimizin sağlığı için gereklidir. Sivilce tedavisinde de kullanılır. Yumurta akı, ciğer, süt, koyun eti, dana eti, tavuk eti ve av hayvanlarının eti, patlıcan, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, hurma, ıspanak, çilek, taze fasulye, mercimek, kavun, şalgam, portakal, greyfurt ve domateste yani genel olarak sarı, turuncu ve yeşil renkli sebzelerde ayrıca kırmızı biber, maydanoz, nanede bulunur.

C vitamini: Yaşlanmayı geciktirici antioksidan etkide vitaminlerimizdendir. Cilt ve ağız diş sağlığımız üzerindeki etkisi büyüktür. Yaraların  iyileşmesini kolaylaştırır, cilt çatlaklarına iyi gelir. C vitamini, turunçgiller, tüm koyu yeşil yapraklı sebzeler, patates, kivi, ananas, çilek, elma, böğürtlen, muz, avokado, kuşkonmaz, maydanoz, kabak, soğan, domates, lahana, ıspanak, salatalık, bezelye gibi sebze ve meyvelerde bulunur.

E vitamini: Yaşlanmayı geciktirici antioksidan etkide vitaminlerimizdendir. E vitamini içeren kremler cilde sürüldüğünde cildin nemlenmesine yardımcı olur. Yumuşaklık sağlar pürüzleri giderir. E vitamini başta tahılllar olmak üzere yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur. Kahverengi pirinç, yumurta, süt, yulaf ezmesi, tatlı patates, badem, fındık, ceviz, ayçiçeği yağı, antep fıstığı, soya yağı, balık yağı, ısırgan otu, kuş burnu, mısırözü yağı ve buğday tanesi en iyi kaynaklarıdır.

B vitaminleri: Genel cilt ve saç sağlığı yanında ciltteki istenmeyen siyah noktaların tedavisi için de kullanılır. B vitaminleri brokoli, havuç, hurma, peynir, yumurta, balık, yerfıstığı, patates, domates, buğday, fındık, ceviz, baklagiller, karnıbahar, meyankökü, ısırgan otu, maydanoz, nane ve kuşburnunda bulunur.

Omega 3 Omega 6: Omega yağ asitleri kan dolaşımının düzenlenmesinde ve cilde oksijen taşınmasında önemli roller üstlenir. Cilt kılcal damarlar sayesinde ne kadar iyi beslenir ve oksijenlenirse o kadar canlı ve genç görünüz. Omega 3 Omega 6 yağ asitlerinin en iyi kaynağı balıktır. Özellikle somon balığı iyi bir kaynak olarak bilinir.

Demir: Cilt sağlığı için yararlı olan bir mineraldir. Demir, karaciğer, kırmızı et, roka, yumurta sarısı, istiridye, kabuklu yemişler, mercimek, kuru fasulye, pekmez, kuşkonmaz ve yulaf ezmesinde bulunur.

Kükürt: Sağlıklı cilt, saç ve tırnaklar için gereklidir. Kükürt soya, sarımsak, lahana, soğan, fındık ve cevizde bulunur.


CİLT SAĞLIĞIMIZI KORUMAK İÇİN MUTLAKA YAPMAMIZ GEREKENLER:

  • Sigaradan(ve bütün tütün mamüllerinden) ve içilen ortamlardan uzak duralım.
  • Alkollü içkilerden ve kafeinli içeceklerden uzak duralım.
  • Stres yaşlanma etkilerini artırır cilde zarar verir stresten kaçınalım, stresle mücadele etmeyi öğrenelim.
  • Vitamin ve minerallerden zengin gıdaları tüketmeye özen gösterelim.
  • Sağlıklı beslenelim derken tüketim miktarlarına dikkat etmezsek kilo alırız fazla kilolar genel sağlığımızı olumsuz etkileyeceği gibi cilt sağlığımızı da olumsuz etkiler.
  • Düzenli egzersiz genel beden sağlığımızı ve ruh sağlığımızı olumlu etkilediği gibi cilt sağlığımızı da olumlu etkiler.
  • Günde 1,5 litre kadar su ve 1-2 fincan yeşil çay içmeye özen gösterelim. Deri hücrelerimizin suya ihtiyacı olduğunu unutmayalım.
  • Cilt kuruluğu şikayetimiz varsa mutlaka salatalarımıza 1 tatlı kaşığı zeytin yağı ilave edelim. Yemeklerimizde zeytin yağı kullanalım. Yeteri kadar su içmeye özen gösterelim.
  • Sivilce sorunumuz varsa ıspanak, maydanoz, roka gibi koyu yeşil yapraklı sebzeleri tüketmeye özen gösterelim.
  • Güneş ışınlarına ihtiyacımız var güneş en önemli D vitamini kaynağımız ve güneş olmazsa besinlerden aldığımız D vitamininden de yararlanamayız. Ancak saatlerce güneş banyosu yapmak ve bronzlaşmaya çalışmak cilt sağlığımız için oldukça zararlıdır. Güneşin dik açıyla geldiği saatlerde güneşten kaçınalım ve bronzlaşmak için yapılan güneş banyosu alışkanlığımızdan vazgeçelim.


Bedenimizi saran en büyük organımız olan cildimize gereken özeni göstereceğimiz,

9 Ocak 2012 Pazartesi

Havuç Suyu ve Faydaları




Değerli okurlarımız,

Sağlığınıza olumlu katkı yapacak bilgilerle yeniden karşınızdayız!

Öncelikle 2012 yılının size ve sevdiklerinize sağlıklı ve kaliteli bir yaşam getirmesini diliyoruz. 

Bu yıl ilk yazımız günlük hayatınızda kolaylıkla uygulayabileceğiniz bir beslenme önerisi hakkında olacak.

Obezite ve kalp-damar hastalıklarının temelde hareketsiz yaşam tarzına, bunun yanında; yağdan ve rafine edilmiş karbonhidratlardan zengin, meyve ve sebzelerden fakir beslenme şekline bağlı olduğunu artık  biliyoruz. 

Yapılan araştırmalar, meyve ve sebzelerin ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeninin, kalp-damar hastalıklarının önlenmesinde çok etkili bir rol oynadığını gösteriyor.

Texas A&M Üniversitesi bu konuda bir çalışma yapıyor ve genel beslenme tarzı değiştirilmeden, sadece günlük öğünlere eklenen bir besin öğesi ile kalp damar hastalıklarından korunmanın mümkün olup olmadığını araştırıyor.

Araştırma sonuçları olumlu gözüküyor. Buna göre kalp damar hastalıklarına karşı korunmada artık önemli bir yardımcımız daha var. Havuç suyu!


Havuç Suyu Büyük Tansiyonu (SYS) Düşürüyor!

Araştırmaya göre havuç suyu içmek vücuttaki antioksidan seviyesini artırarak ve lipit peroksidasyonunu azaltarak kalp damar sistemini koruyabilir.

Pek çok sebze ve meyveye nazaran havuç lif bakımından oldukça zengin, bunun yanında iyi bir karoten, C vitamini, E vitamini ve fenolik bileşik kaynağıdır. Antioksidan özelliği olan fenolik bileşiklerin damar hastalığı riskini azalttığı aynı zamanda toplam kolesterol ve kötü huylu kolesterol seviyelerinin azaltılmasına da yardımcı olduğu biliniyor.

Bunun için her sabah 1 bardak (480ml) taze sıkılmış havuç suyu içmek yeterli.

Yüksek tansiyonun kalp-damar hastalıklarının oluşumunda önemli bir etken olduğu bilinir. Havuç suyunda lif, potasyum, C vitamini ve nitrat bulunur. Nitrat, nitrik okside dönüşerek damarların genişlemesini sağlayabilmekte ve bu da havuç suyunun büyük tansiyonu (sys) düşürmesinde temel etken olabilmektedir. Havuç suyunda bulunan potasyum da bu süreçte yardımcı etmenlerden biri olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak her sabah 1 bardak (480ml) taze sıkılmış havuç suyu içmek büyük tansiyonunuzu düşürmek, vücudunuzdaki antioksidan miktarını artırmak ve lipit peroksidasyonunu azaltmak için oldukça yararlı olacaktır.

Ancak uzun yıllardır beslenme danışmanlığı üzerine yaptığımız çalışmalarımızdan biliyoruz ki, hiçbir besin maddesi insan sağlığı üzerinde tek başına mucizevi bir etki yaratamaz. Bu çalışma, günlük beslenme tarzında herhangi bir değişiklik yapılmamasına rağmen, havuç suyu tüketiminin büyük tansiyonu (sys) düşürmede etkili olduğunu göstermektedir.  Ancak aynı çalışma havuç suyu tüketiminin kolesterol ve trigliserid seviyelerinin düşürülmesinde olumlu bir katkısının olmadığını da ortaya koymaktadır. Bu durum havuç suyu tüketiminin kalp damar hastalıklarından korunmak için tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

Kalp damar hastalıklarından korunmak için öncelikle yapılması gereken her zaman altını çizdiğimiz gibi bilinçli bir yaşam tarzı değişikliğidir. Sebzelerden, meyvelerden ve liften zengin, yeterli ve dengeli şekilde kaliteli protein kaynaklarının tüketildiği, rafine karbonhidratların tüketiminin minimuma indirildiği ve düzenli bir egzersizin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir yaşam tarzı sizi ömür boyu kalp-damar hastalıklarından koruyacaktır. Bütün bunlarla birlikte her gün içilen 1 bardak havuç suyu da size bu konuda destek olacaktır.



18 Ekim 2011 Salı

Musluğunuzdan Akan Su Yaşamınızı Karartmasın!




Barınma, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana insanın en temel ihtiyaçlarından biri olarak kabul edilmiştir. Günümüzde de barınma ihtiyacımızı ev ya da apartman dairelerimizde yaşayarak karşılıyoruz ve eski çağlara göre çok daha güvenli ve konforlu bir yaşam sürüyoruz. Yıllar içinde teknolojinin ilerlemesi ile hayatımıza giren en büyük kolaylıklardan biri de barınma alanlarımızda kullanmaya başladığımız musluk suyu olmuştur. 


Eski zamanları hatırlayanlarınız vardır, hani şu suların kesildiği, kovalardan maşrapalarla alınan suların temizlik ve gündelik işlerde kullanılmak zorunda kaldığı sıkıntılı günleri... Hele bir de şehir şebekesi bağlanmamış, çeşmeden taşıdıkları su ile ev işlerini yapan, yemeklerini hazırlayan, yıkanan ve yaşamlarını bu şekilde sürdürmek zorunda kalan insanlarımızı düşünelim... Ne kadar büyük bir nimet değil mi musluk suyu? Bir musluğu hareket ettirmenizle su emrimize amade!


Ancak yaşamın kaynağı olan suyu en kolay şekilde kullanımımıza sunan musluklar, aynı zamanda, namlu ağzına kurşun sürülmüş, canımıza kast eden bir silaha da dönüşebiliyor! Sabahları muslukları ilk açışınızla birlikte, borular içinde akşam boyunca bekleyen suyun açık kahverengi-sarı gibi bir tonda aktığını gördüğünüz olmuştur. Hele 15-20 yıldan yaşlı bir apartmanda yaşıyorsanız sabahları bu manzara ile karşılaşıyor olma ihtimaliniz oldukça yüksektir. İşte burada görünen renk değişimi, borular içinde biriken çamur yanında kurşun, bakır, demir gibi ağır metallerin oluşturduğu tortudur. Ve bu ağır metaller başta kurşun zehirlenmesi olmak üzere pek çok sağlık sorununa neden olabilmektedir.


İçme suyu olarak musluk suyunu kullanmamak bir çözüm gibi görünse de ne yazık ki bu yeterli değil. Yapılan araştırmalar kurşun barındıran musluk suyu ile pişirilen makarna, pilav, sebze yemekleri, çorbalar, çay vb bütün yiyecek ve içeceklerin içeriğine kurşun karıştığını ve bunun özellikle çocukların kanlarındaki kurşun değerlerinin yükselmesine neden olarak sağlıklarını ciddi ölçüde tehdit ettiğini ortaya koyuyor.


Uluslararası kanser araştırmaları kurumu (IARC)’nun yaptığı bir çalışma, ağır metallerin, sinir sistemi, karaciğer ve böbrekleri olumsuz şekilde etkilemenin yanında, kanser oluşumuna neden olabilme ve anne karnındaki bebeğin sağlıksız gelişimine neden olabilme gibi etkilerinin de olabileceğini ortaya koyuyor.  


Keele Üniversitesi ve Kral Abdül Aziz Üniversitesi’nin geçtiğimiz aylarda yayınladıkları bir ortak çalışmaları ağır metallerin kalp damar hastalıklarına da neden olabildiğini ortaya koymakta Bu araştırmaya göre özellikle kurşun, yüksek tansiyon, koroner kalp hastalığı, inme, kalp krizi gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.


Federal Espirito Santo Üniversitesi, Otonom Madrid Üniversitesi ve Giessen Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttüğü bir çalışma uzun süreli kurşuna maruz kalmanın yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarına neden olduğunu ortaya koymanın yanında kısa süreli yüksek dozda kurşuna maruz kalmanın da yine yüksek tansiyona (sistolik) neden olabileceğini gösteriyor.


Harvard üniversitesi tıp fakültesinde yapılan bir araştırma da çocukluk çağında maruz kalınan kurşunun neden olduğu merkezi sinir sistemi hasarlarının kalıcı olabileceğini gösteriyor. Bu hasarın anti-sosyal kişilik bozukluğuna ve suça eğilimli bir birey olmaya neden olabileceği söyleniyor. Cincinnati çocuk hastanesi tıp merkezinin yapmış olduğu araştırma da çocukların maruz kaldığı kurşun zehirlenmesinin IQ düzeyinde 6,9 puanlık bir düşüşe neden olduğunu gösteriyor.


Harvard Üniversitesi Tıp fakültesi’nin Boston Çocuk hastanesi ile ortaklaşa yürüttüğü bir çalışma da, kandaki kurşun seviyesinin normalden fazla olmasının çocuklarda, zeka geriliğine, ölüm oranında artışa, böbrek fonksiyonlarında bozulmaya, kalp damar sistemi hastalıklarına, psikiyatrik bozukluklara, cinsel gelişim sorunlarına, ağız diş sağlığı sorunlarına neden olduğunu  ortaya koyuyor.


Bütün bu araştırma sonuçları ürkütücü bir gerçeği yeniden görmemizi sağlıyor. Bilindiği gibi kurşun insan vücudunda kullanılamayan ancak depolanan bir maddedir. Özellikle dişlerde ve kemiklerde depolanır. 


Çocuklarda suda çözünebilen kurşun %40-50 oranında emilir, yetişkinlerde ise bu oran %3-10 arasında kalır. Bu da eğer gerekli önlemler alınmazsa çocukların kısa dönem ve uzun dönem kurşuna maruz kalma durumundan çok daha yüksek oranda etkileneceğini ve ne yazık ki kurşun zehirlenmesine bağlı, geri dönüşü oldukça zor olan, sağlık sorunları yaşayabileceklerini gösterir. 


Vücuttan atılandan daha fazla kurşun emilirse belirttiğimiz sağlık sorunları ortaya çıkar. Hamilelik, menapoz ve kemik kırılmaları gibi durumlarda, kemik yapısında, erime gibi değişiklikler gerçekleşir ve kemiklerde depolanmış olan kurşun, yeniden kana karışarak, depolandıktan yıllar sonra bile ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. 



Bu duruma karşı neler yapılabileceğini değerlendirelim:
 

  • Öncelikle musluk suları belli aralıklarla ölçülerek ağır metal barındırıp barındırmadıkları kontrol edilebilir. 


  • Musluk suyu kullanılmadan önce en az 1 dakika süresince suyun akıtılması ve soğuk su musluğunun kullanımının tercih edilmesi yararlı olabilir. 


  • Kurşun ve diğer ağır metaller, barajlardan ya da ana su havzalarından değil genellikle evimize suyu ulaştıran ana su borusu hatlarından, pompalardan ve apartman içi su tesisat borularından suya karışır. Bu durumda analizlerde yüksek oranda kurşun tespit edilmişse önce daire içi ve apartman içi boruların değiştirilmesi ile çözüm için bir adım atılması ardından sorun devam ediyorsa ana boruların değiştirilmesi için belediyelere müracat edilebilir.


  • Su filtreleri kullanılarak ağır metaller büyük oranda süzüldükten sonra musluk suyu kullanılabilir. Yemekler ve çay benzeri içecekler musluk suyu yerine içme suları ile hazırlanabilir.


  • Sağlık durumu müsaitse doktora danışılarak kurşun ve diğer ağır metallerin olumsuz etkilerini azaltacak c vitamini gibi kalsiyum gibi vitamin ve mineral destekleri alınabilir.


  • Çevre bilim ve teknoloji konularında çalışmaları olan doktor Renner'e göre, sigara dumanına maruz kalmak, kalsiyumdan fakir beslenmek, aç karnına kurşundan zengin bir su tüketmek gibi durumlardan kaçınmak gerekir. Bu durumlar kurşunun vücut tarafından emilmesini kolaylaştıracağı gibi vücutta depolanan kurşun miktarının da artmasına neden olacaktır. 


Bunun gibi önlemlerle yaşamı kabusa çevirebilecek kurşun gibi ağır metal zehirlenmelerinden korunmak mümkün olabilir.


Ağır metallerin sizin ve sevdiklerinizin hayatlarını olumsuz etkilemeyeceği


Sağlıklı ve Kaliteli bir Yaşam dileklerimizle…