kalsiyum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalsiyum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2012 Salı

Ayran İçmek Tip 2 Diyabette Kalp Hastalığı Riskini Azaltabilir


Tahran, Shahid Beheshti Üniversitesi'nin yayımladığı araştırmaya göre D Vitamini ile zenginleştirilmiş ayran (ya da İran'da tüketilen doogh - yoğurt içeceği) tüketimi, tip 2 diyabet hastalarında (yetişkin şeker hastalığı) enflamasyon(fiziksel,kimyasal, biyolojik nedenlerle ortaya çıkabilen, kanlanmayı artırabilen iltihabi durum. Kimi durumlarda doku hasarına da neden olabilir) belirtilerinde iyileşme görülmesini sağlayabiliyor. İçindeki  yoğurt sayesinde alınan ekstra kalsiyum da fazladan enflamasyonu önleyici yarar gösterebiliyor.

Enflamasyonun tip 2 diyabet oluşumunda önemli bir rolü olduğu, aynı zamanda kalp-damar hastalıkları ve felce neden olabileceği biliniyor. D vitamininin kemik- iskelet sisteminin sağlığı, raşitizmin tedavisi, kasların zayıflığa karşı korunması, kalp sağlığı, kan pıhtılaşması, tiroit bezi fonksiyonları ve meme kanserine karşı korunma için yararlı olduğunu biliyoruz. Ancak enflamasyonu önleyici etkileri konusundaki bilgiler sınırlıydı.

Shahid Beheshti Üniversitesi'nin tip 2 diyabet hastası 90 kişi üzerinde 12 hafta süresince yapmış olduğu çalışma gösteriyor ki, günlük olarak D vitamininden zenginleştirilmiş yoğurt içeceği (250ml ayran/doogh) tüketmek, şeker hastalarında kandaki glikoz seviyesini düşürüyor. Aynı zamanda enflamasyonu azaltan adinopektin miktarını artırıyor ve enflamasyona neden olan C-reaktif protein miktarını da azaltıyor.(Neyestani, 2012)

Buna göre günde 1 ufak şişe(250ml) D vitamininden zenginleştirilmiş tuzsuz ayran/doogh içmek şeker hastalığına karşı koruyucu olabileceği gibi tip 2 diyabet hastalarında kalp hastalığı riskini de azaltabilir.

Son zamanlarda doğal süt tüketimi ve doğal sütten yapılan yoğurtların tüketiminin daha sağlıklı olduğu yönünde araştırmalar olduğunu düşünürsek bu araştırmadaki gibi D vitamininden zengin bir ayran içmek isterseniz öncelikle evinizde kendi yoğurdunuzu yapmanızı sonra da o yoğurt ile yapacağınız ayranı tüketmenizi öneririz.

Ayran sevmeyenler için;

Kalsiyumu brokoli, badem, maydanoz, nane gibi doğal bitkisel kaynaklardan vücutta sağlıklı şekilde kullanılacak miktarlarda temin edebilirsiniz.  

En iyi D vitamini kaynakları da, sardalye, ton balığı gibi tuzlu su balıkları ve balık yağı, yumurta sarısı, bitkisel yağlar, yulaf ezmesi ve yoğurt gibi süt ürünleridir. Bunları tüketerek günlük D vitamini ihtiyacınızın bir kısmını rahatlıkla karşılayabilirsiniz ancak D vitaminin vücutta yararlı olarak kullanılabilmesi için güneş ışığına ihtiyaç olduğunu hatırlatmak isteriz. Hazır güneş de yüzünü göstermeye başlamışken bol bol yürüyüş yaparak güneş ışınlarının cildinize değmesini ve D vitamininin vücudunuzda yararlı şekilde kullanılmasını sağlayabilirsiniz.

Elbette doğru olan, kardiyoloji uzmanı doktorunuzun ve uzman bir diyetisyenin sağlık durumunuza uygun yönlendirmeleri doğrultusunda beslenmenizdir.


28 Şubat 2012 Salı

Grip Sizden Korksun!



Kış mevsimini tüm gücüyle yaşadığımız bu günlerde, soğuk nedeni ile düşen vücut direncimizi dikkate alarak, gribe karşı önlemler almamız gerekiyor. Unutmamamız gereken en önemli nokta soğuğun değil soğuk nedeni ile düşen vücut direncimizin hastalanmamıza neden olduğudur. Önlemlerimizi buna göre alacağız. Yani öncelikle vücut direncimizi artırmamız gerekiyor.

Bunun için bağışıklık sistemimizi zayıflatan yiyecek ve içeceklerden uzak duracağız. Yani kızarmış yiyeceklerden, rafine edilmiş içeriklerden(un,tuz,şeker), şekerli ağır tatlılardan(baklava, kadayıf, ekmek tatlısı vb), işlenmiş gıdalardan(hazır yiyecekler, sosis, hazır köfte, konserve vb), isli yiyeceklerden(isli peynir, isli et) ve alkolden uzak duracağız.

Sigara, burun ve akciğerlerimizde bulunan ve oradaki virüslerin temizlenmesine ve solunum yollarından uzaklaştırılmasına yarayan tüylerde felç meydana getirerek bu virüslerin temizlenmesine ve solunum yollarından uzaklaştırılmasına engel olur. Sigara kullananların daha ağır ve daha sık gribe yakalandıklarını ve sigaranın bağışıklık sistemine büyük ölçüde zarar verdiğini biliyoruz. Bu nedenle sigaradan da mutlaka uzak duracağız. (Özturan O.)

Gribe karşı en önemli silahlarımızdan biri de temizlik. Antibakteriyel ürünlerin virüslere karşı etkisiz olduklarını unutmayalım, ellerimizi sık sık su ve sabunla yıkamaya özen gösterelim. Virüslerin ellerde uzun süre canlı kaldığını unutmayalım, el sıkışmaktan, öpüşmekten ve fiziksel temastan kaçınalım. Mutlaka el sıkışmamız gereken durumlar olursa kısa süre sonra mutlaka ellerimizi yıkayalım. Ellerimizi yıkamadan kesinlikle yiyecek ve içecek tüketmeyelim. Aynı virüsle tekrar tekrar temas etmemek için yıkanmamış ellerimizle gözlerimize ve ağzımıza dokunmamaya özen gösterelim.

Hava alanları, otobüs terminalleri, alışveriş merkezleri gibi insanların toplu halde bulunduğu kapalı ortamlarda uzun süre kalmamaya özen gösterelim. Kapalı mekanlardaki eğlence yerlerinden mümkün olduğu kadar uzak duralım. Hastalık oluşturan mikropların nemli ortamlarda ürediklerini unutmayalım ve sık sık yaşadığımız ortamı havalandıralım. Toplu taşıma araçlarında mutlaka belirli aralıklarla ortamın havalandırılması gerektiği konusunda araç şoförlerini ve yolcuları bilgilendirelim.

Günlük en az 7 saatlik uyku bağışıklık sistemimizi güçlendirerek bizi hastalıklara karşı koruyacaktır. Bunun için uyku düzenimize özen gösterelim. Stresin bağışıklık sisteminin düşmanı olduğunu unutmayalım ve mümkün olduğu kadar stresten uzak duralım.

Akşam yatmadan önce ve sabah evden çıkmadan 1 su bardağı suya 1 tatlı kaşığı adaçayı koyup 10 dakika kadar demleyip süzüp ılındıktan sonra gargara yaparak boğazımızı temizleyebiliriz. (Saraçoğlu A.)

Vitaminlerden ve liften zengin olan sulu meyveler vücut direncimizi artırarak bizi hastalıklardan korur. Taze mevsim sebze ve meyvelerini tüketerek bu dönemde ihtiyaç duyduğumuz vitaminleri yeterli miktarda almaya özen gösterelim. Özellikle bağışıklık sistemimizi güçlendirecek vitaminlerden zengin portakal, mandalina, limon, kivi, taze sıkılmış nar suyu, turp, sarmısak ve kuru soğan gibi sağlıklı besinleri tüketmeye özen gösterelim.

Kalsiyumun da bağışıklık sistemimiz için önemli olduğunu unutmayalım. Brokoli bu açıdan bize çok destek olacaktır. Ayrıca her gün 1 kase yoğurt tüketmemiz de bağışıklık sistemimizi destekler. Abur cubur ve şekerli besinler anlık enerji iniş çıkışlarına neden olurlar. Bu da bedenin hastalıklara karşı direnme gücünü düşürür. Bu nedenle bu tip yiyecek ve içeceklerden özellikle uzak duralım.

Sıvı tüketimine özen gösterelim. Günde yaklaşık 2 litre su başta olmak üzere, sıcak bitki çayları(ada çayı, ıhlamur, tarçın, zencefil), çorbalar, taze sıkılmış mevye suları vb. tüketelim.

Düzenli egzersizle vücudumuzdan zararlı toksinlerin atıldığını böylece bağışıklık sistemimizin de güçlendiğini unutmayalım. Doğaya çıkalım ve temiz hava alalım. Temiz ve taze havayı ciğerlerimize çekmek bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin en kolay ve etkili yollarından biridir.

Grip kaynağının virüs olduğunu unutmayalım. Hastalandık diye hemen antibiyotik almaya kalkmayalım. Antibiyotiklerin virüsler üzerinde bir etkisinin bulunmadığını bilelim. Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımının zararlarını öğrenelim. Bunun ileride yakalanacağımız bakteri kaynaklı bir hastalıkta iyileşme süremizi uzatacağını ve zorlaştıracağını unutmayalım.

Hastalık sürecinde olan sevdiklerimiz ve çevremizle bu dönem aramıza bilinçli mesafe koyalım. Hastalığın yayılmasına engel olalım.

Gribe yakalandıysak mutlaka aile hekimimize danışalım ve uzman bir doktor kontrolünde tedavimizi yaptıralım.
3) Taze mevsim sebze ve meyvelerini tüketerek bu dönemde ihtiyaç duyduğumuz vitaminleri yeterli miktarda almaya özen gösterelim. Abur cubur ve şekerli besinler anlık enerji iniş çıkışlarına neden olurlar. Bu da bedenin hastalıklara karşı direnme gücünü düşürür. Bu nedenle bu tip yiyecek ve içeceklerden özellikle uzak duralım.

4) Günlük en az 7 saatlik uyku bizi hastalıklara karşı koruyacaktır. Bunun için uyku düzenimize özen gösterelim.

5) Sıvı tüketimine özen gösterelim. (Su başta olmak üzere sıcak bitki çayları, çorbalar, taze sıkılmış mevye suları...)

6) Hastalık sürecinde olan sevdiklerimiz ve çevremizle bu dönem aramıza bilinçli mesafe koyalım. Hastalığın yayılmasına engel olalım.

Son olarak kalın giyinmeyi, başımızı ve boynumuzu soğuktan korumayı da unutmayalım; mart ayının da soğuk günlere gebe olduğunu hatırlatır, mutlu, sağlıklı, güzel bir ilkbahar dönemi dileriz!

Her zaman olduğu gibi,

Sağlıklı ve Kaliteli bir Yaşam dileklerimizle…

Medulla Vita

18 Ekim 2011 Salı

Musluğunuzdan Akan Su Yaşamınızı Karartmasın!




Barınma, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana insanın en temel ihtiyaçlarından biri olarak kabul edilmiştir. Günümüzde de barınma ihtiyacımızı ev ya da apartman dairelerimizde yaşayarak karşılıyoruz ve eski çağlara göre çok daha güvenli ve konforlu bir yaşam sürüyoruz. Yıllar içinde teknolojinin ilerlemesi ile hayatımıza giren en büyük kolaylıklardan biri de barınma alanlarımızda kullanmaya başladığımız musluk suyu olmuştur. 


Eski zamanları hatırlayanlarınız vardır, hani şu suların kesildiği, kovalardan maşrapalarla alınan suların temizlik ve gündelik işlerde kullanılmak zorunda kaldığı sıkıntılı günleri... Hele bir de şehir şebekesi bağlanmamış, çeşmeden taşıdıkları su ile ev işlerini yapan, yemeklerini hazırlayan, yıkanan ve yaşamlarını bu şekilde sürdürmek zorunda kalan insanlarımızı düşünelim... Ne kadar büyük bir nimet değil mi musluk suyu? Bir musluğu hareket ettirmenizle su emrimize amade!


Ancak yaşamın kaynağı olan suyu en kolay şekilde kullanımımıza sunan musluklar, aynı zamanda, namlu ağzına kurşun sürülmüş, canımıza kast eden bir silaha da dönüşebiliyor! Sabahları muslukları ilk açışınızla birlikte, borular içinde akşam boyunca bekleyen suyun açık kahverengi-sarı gibi bir tonda aktığını gördüğünüz olmuştur. Hele 15-20 yıldan yaşlı bir apartmanda yaşıyorsanız sabahları bu manzara ile karşılaşıyor olma ihtimaliniz oldukça yüksektir. İşte burada görünen renk değişimi, borular içinde biriken çamur yanında kurşun, bakır, demir gibi ağır metallerin oluşturduğu tortudur. Ve bu ağır metaller başta kurşun zehirlenmesi olmak üzere pek çok sağlık sorununa neden olabilmektedir.


İçme suyu olarak musluk suyunu kullanmamak bir çözüm gibi görünse de ne yazık ki bu yeterli değil. Yapılan araştırmalar kurşun barındıran musluk suyu ile pişirilen makarna, pilav, sebze yemekleri, çorbalar, çay vb bütün yiyecek ve içeceklerin içeriğine kurşun karıştığını ve bunun özellikle çocukların kanlarındaki kurşun değerlerinin yükselmesine neden olarak sağlıklarını ciddi ölçüde tehdit ettiğini ortaya koyuyor.


Uluslararası kanser araştırmaları kurumu (IARC)’nun yaptığı bir çalışma, ağır metallerin, sinir sistemi, karaciğer ve böbrekleri olumsuz şekilde etkilemenin yanında, kanser oluşumuna neden olabilme ve anne karnındaki bebeğin sağlıksız gelişimine neden olabilme gibi etkilerinin de olabileceğini ortaya koyuyor.  


Keele Üniversitesi ve Kral Abdül Aziz Üniversitesi’nin geçtiğimiz aylarda yayınladıkları bir ortak çalışmaları ağır metallerin kalp damar hastalıklarına da neden olabildiğini ortaya koymakta Bu araştırmaya göre özellikle kurşun, yüksek tansiyon, koroner kalp hastalığı, inme, kalp krizi gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.


Federal Espirito Santo Üniversitesi, Otonom Madrid Üniversitesi ve Giessen Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttüğü bir çalışma uzun süreli kurşuna maruz kalmanın yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarına neden olduğunu ortaya koymanın yanında kısa süreli yüksek dozda kurşuna maruz kalmanın da yine yüksek tansiyona (sistolik) neden olabileceğini gösteriyor.


Harvard üniversitesi tıp fakültesinde yapılan bir araştırma da çocukluk çağında maruz kalınan kurşunun neden olduğu merkezi sinir sistemi hasarlarının kalıcı olabileceğini gösteriyor. Bu hasarın anti-sosyal kişilik bozukluğuna ve suça eğilimli bir birey olmaya neden olabileceği söyleniyor. Cincinnati çocuk hastanesi tıp merkezinin yapmış olduğu araştırma da çocukların maruz kaldığı kurşun zehirlenmesinin IQ düzeyinde 6,9 puanlık bir düşüşe neden olduğunu gösteriyor.


Harvard Üniversitesi Tıp fakültesi’nin Boston Çocuk hastanesi ile ortaklaşa yürüttüğü bir çalışma da, kandaki kurşun seviyesinin normalden fazla olmasının çocuklarda, zeka geriliğine, ölüm oranında artışa, böbrek fonksiyonlarında bozulmaya, kalp damar sistemi hastalıklarına, psikiyatrik bozukluklara, cinsel gelişim sorunlarına, ağız diş sağlığı sorunlarına neden olduğunu  ortaya koyuyor.


Bütün bu araştırma sonuçları ürkütücü bir gerçeği yeniden görmemizi sağlıyor. Bilindiği gibi kurşun insan vücudunda kullanılamayan ancak depolanan bir maddedir. Özellikle dişlerde ve kemiklerde depolanır. 


Çocuklarda suda çözünebilen kurşun %40-50 oranında emilir, yetişkinlerde ise bu oran %3-10 arasında kalır. Bu da eğer gerekli önlemler alınmazsa çocukların kısa dönem ve uzun dönem kurşuna maruz kalma durumundan çok daha yüksek oranda etkileneceğini ve ne yazık ki kurşun zehirlenmesine bağlı, geri dönüşü oldukça zor olan, sağlık sorunları yaşayabileceklerini gösterir. 


Vücuttan atılandan daha fazla kurşun emilirse belirttiğimiz sağlık sorunları ortaya çıkar. Hamilelik, menapoz ve kemik kırılmaları gibi durumlarda, kemik yapısında, erime gibi değişiklikler gerçekleşir ve kemiklerde depolanmış olan kurşun, yeniden kana karışarak, depolandıktan yıllar sonra bile ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. 



Bu duruma karşı neler yapılabileceğini değerlendirelim:
 

  • Öncelikle musluk suları belli aralıklarla ölçülerek ağır metal barındırıp barındırmadıkları kontrol edilebilir. 


  • Musluk suyu kullanılmadan önce en az 1 dakika süresince suyun akıtılması ve soğuk su musluğunun kullanımının tercih edilmesi yararlı olabilir. 


  • Kurşun ve diğer ağır metaller, barajlardan ya da ana su havzalarından değil genellikle evimize suyu ulaştıran ana su borusu hatlarından, pompalardan ve apartman içi su tesisat borularından suya karışır. Bu durumda analizlerde yüksek oranda kurşun tespit edilmişse önce daire içi ve apartman içi boruların değiştirilmesi ile çözüm için bir adım atılması ardından sorun devam ediyorsa ana boruların değiştirilmesi için belediyelere müracat edilebilir.


  • Su filtreleri kullanılarak ağır metaller büyük oranda süzüldükten sonra musluk suyu kullanılabilir. Yemekler ve çay benzeri içecekler musluk suyu yerine içme suları ile hazırlanabilir.


  • Sağlık durumu müsaitse doktora danışılarak kurşun ve diğer ağır metallerin olumsuz etkilerini azaltacak c vitamini gibi kalsiyum gibi vitamin ve mineral destekleri alınabilir.


  • Çevre bilim ve teknoloji konularında çalışmaları olan doktor Renner'e göre, sigara dumanına maruz kalmak, kalsiyumdan fakir beslenmek, aç karnına kurşundan zengin bir su tüketmek gibi durumlardan kaçınmak gerekir. Bu durumlar kurşunun vücut tarafından emilmesini kolaylaştıracağı gibi vücutta depolanan kurşun miktarının da artmasına neden olacaktır. 


Bunun gibi önlemlerle yaşamı kabusa çevirebilecek kurşun gibi ağır metal zehirlenmelerinden korunmak mümkün olabilir.


Ağır metallerin sizin ve sevdiklerinizin hayatlarını olumsuz etkilemeyeceği


Sağlıklı ve Kaliteli bir Yaşam dileklerimizle…