zayıflama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zayıflama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2012 Perşembe

Yemeğin Aile ile Birlikte Yenilmesi Sağlığı Olumlu Etkiliyor


Modern zamanlarda yaşıyoruz. Öyle zamanlar ki bunlar her bireyin kendine özel istek ve beklentileri var. Birey kendi arzularının peşinde koşarken bir arada olma isteğinden de gittikçe uzaklaşıyor. Bu ayrılık toplumun temeli olan ailede başlıyor.

Çok meşgul olan anne babalar daha gelişim çağındaki çocuklarına yeterince vakit ayıramamaya, onların yaşları nedeni ile doğal olarak sahip oldukları enerji ile başa çıkamamaya başlıyorlar. Çocuklardaki bu enerjinin bir nedeni de sokaktan kopup apartman dairelerine tıkılı kalmaları buna çözüm olarak da kreşler, yuvalar ve ana okulları aileler tarafından tercih ediliyor...

Daha büyüme gelişme çağında başlayan bu uzaklaşma ve bireyselleşme ergenlik dönemi ve sonrasında iyice yerleşiyor. O yüzden geçmiş yıllarda alışık olduğumuz ve başka türlüsünü düşünemediğimiz her akşam birlikte masaya oturan aile tablosu gittikçe siliniyor.

Çocuklar büyüdükçe yemeklerini dışarıda yemeyi ya da eve sipariş edip canları istediği bir saatte odalarında yemeyi tercih ediyorlar. Aslında ailelerin bir araya geldiği dertlerini, sevinçlerini paylaştıkları, böylece aralarındaki bağı güçlendirdikleri yemek sofraları da böylece yok olup gidiyor.

Rutgers Üniversitesi son çalışmasında bu konuya değiniyor. Buna göre Amerikalıların yemek bütçelerinin %40'ı dışarıda yemek için harcanıyor. Birlikte toplanıp ailece yenilen yemekler ise sadece özel günlerde ve dini bayramlarda tercih ediliyor. Dışarıda yenilen yemeğin aile bütçesi üzerindeki olumsuz etkilerinin yanında kalitesiz ve sağlıksız yiyeceklerin tüketiliyor olmasının sağlık üzerinde de olumsuz etkileri büyük. Halk sağlığı uzmanlarına göre özellikle çocuklarda aile ile birlikte yemek yeme alışkanlığının azalması obezite ve yararlı besin öğelerinden fakir yetersiz bir beslenme riskini  doğuruyor.(FASEB, 2012)

Ancak çok meşgul olan anne babaları çocukları ile birlikte her akşam bir yemek masası etrafında toplanıp birlikte vakit geçirmeye ikna etmek de başlı başına bir sorun. Bu konuda ailelere eğitim verilmesi ve bunun çocuklarının geleceği için ne kadar önemli olduğunun anlatılması gerekiyor.

Bu konuda yapılmış olan 68 farklı çalışmanın sonuçları karşılaştırıldığında aile ile birlikte yemek yenilmesi ile çocukların sağlığı arasında önemli bir ilişki olduğu ortaya çıkıyor. Aile ile birlikte yemek yenilmesi liften vitamin ve minerallerden zengin sebze, meyve gibi sağlıklı besinlerin ve meyve suyu, su gibi sağlıklı içeceklerin tüketilmesini sağlayarak obezite oranını da azaltabiliyor. Araştırmacılar aile ile birlikte yemek yiyen çocukların beden kitle indekslerinin daha düşük olduğunu belirtiyorlar.(FASEB, 2012)

O halde sağlıklı bir gelecek için bireyselliği bir kenara bırakıp yeniden aile olmanın ve aile için paylaşımın sohbetin ve aile bağlarını güçlendirmenin en önemli noktalarından biri olan aile sofralarını yeniden canlandırmanın zamanıdır. Elbette o sofralarda sağlık durumumuza uygun doğru besin tercihleri olması ve porsiyonlarımıza dikkat etmemiz şartıyla.


15 Mayıs 2012 Salı

Karabiber ve Yağ Hücreleri Üzerindeki Etkisi



Baharatları yemeklerde genellikle tat ve koku versin diye kullanırız ancak bunun yanında bedenimiz üzerinde nasıl etkiler meydana getireceklerini pek düşünmeyiz.

Oysa doğu tıbbı yüz yıllardır baharatları tedavi amaçlı kullanagelmiştir.

Bugün günlük beslenmemizde çok aşina olduğumuz bir baharattan bahsedeceğiz. Çoğu zaman gayrı ihtiyari yemeklerimizin üzerine serptiğimiz bir baharat bu. Her sofrada bir biberlik içerisinde yer alan karabiber.

Güney Kore Sejong Üniversitesi'nin yayımladığı araştırmaya göre karabiber içerisinde yer alan piperine maddesi yeni yağ hücresi oluşumunu durdurabilir.

Geleneksel doğu tıbbında karabiber yüzyıllardır mide barsak rahatsızlıklarının, ağrı ve iltihaplarının tedavisinde kullanılır. Ancak moleküler seviyede piperine maddesinin etkileri son yapılan araştırmalar ile ortaya çıkıyor. Buna göre karabiber içinde yer alan piperine maddesi yeni yağ hücresi oluşumunu sağlayan genler üzerinde etkili oluyor. Ayrıca kandaki yağ seviyelerinin düşürülmesinde de olumlu etkileri var.(UM SJ, 2012).

Kültürümüzde yeri olan ve farkında olmadan kullandığımız karabiberi bundan sonra bedenimize olan olumlu etkilerini de düşünerek tüketmekte fayda var. Elbette yararlı diye yüksek miktarlarda tüketmemek gerekiyor. Unutmayın en yararlı besinin bile ihtiyacın çok üzerinde tüketilmesi önemli sağlık sorunlarına ve hastalıklara neden olur.


16 Mart 2012 Cuma

Diyet mi Egzersiz mi?


Yıllardır sürüp giden bir tartışma vardır. Kilo vermek için diyet mi yapmalı yoksa egzersiz mi? Aslında bu baştan hatalı bir yaklaşım, çünkü bu soru cümlesi, diyet kavramını sadece kilo vermek için uygulanacak geçici bir beslenme şekli olarak ifade ediyor. Egzersizi ise bu geçici beslenme şeklinin yerine geçebilecek kilo vermek için belli bir zaman süresince yapılıp bırakılacak bir uygulama olarak ifade ediyor.

Oysa esasen diyet sağlık durumumuza göre uymamız gereken genel beslenme kurallarını içeren bir yaşam şeklidir. Belirli bir süresi yoktur, sağlık durumumuzda bir değişiklik olmadığı sürece kendimiz için uygun olan sağlıklı beslenme şeklini(diyeti) ömür boyu sürdürebiliriz.

Ama ne yazık ki diyet kavramı hep magazin dergilerinde ya da gazete eklerinde çıkan 3 gün şunu yapın 7 gün bunu yapın şu kadar kilo verin başlıklı zaman sınırlı mucize reçeteleri ile karıştırılıyor. Oysa onlar kimilerine geçici kilo kayıpları yaşatırken bırakıldıkları andan itibaren verilenleri fazlası ile geri aldırmaları ile ünlü reçeteler sadece...

Egzersiz ise ne 6 ay için satın alınan 3 hafta gittikten sonra bir daha kapısından içeri adım atılmayan bir spor merkezi üyeliği  ne de 10 günde şu kadar incelme sağlayacağı iddiasında olan sınırlı süreli bir uygulamadır. Egzersiz ömür boyu süren, bedenin bütün kas gruplarını ve eklemleri yeterli miktarda çalıştıran ve sağlıklı, esnek ve güçlü bir beden yapısını koruyan doğal bir süreç günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır.

Chicago Illinois Üniversitesi bu konu ile ilgili bir araştırma yapıyor. Bu araştırmada kalorisi düşük beslenme ile egzersizin kolesterol seviyeleri üzerinde nasıl etkiler gösterdiği ayrı ayrı inceleniyor.

12 haftalık bir sürede katılımcılarda %5 oranında kilo kaybına ulaşıldıktan sonra çeşitli kan testleri ile sağlık durumu değerlendirilmesi yapılıyor.

Toplam Kolesterol seviyesini oluşturan iki yağ(lipid) vardır. Bunlar LDL ve HDL olarak bilinir. Lipidlerin kötü huylu olanına LDL sağlık için yararlı olan ve iyi huylu olarak bilinenine ise HDL deniyor. Obezitede damar içi duvarını daraltan LDL seviyelerinin yüksek olduğu görülüyor. Bu da kalp damar hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri maalesef.

Yapılan testlere göre kalorisi sınırlandırılmış beslenme düzenine uyanlarda (Besinlerin %30'u yağlardan, %15'i kcal proteinden, %55'i kcal karbonhidratlardan oluşan beslenme şekli) LDL azalıyor. Egzersiz yapanlarda ise HDL artıyor.(Varady,2011)

Bu durumda egzersiz mi diyet mi sorusu yazımızın başında da belirttiğimiz gibi anlamını yitiriyor. Her ikisinin de sağlığımız üzerine ayrı ayrı çok yararlı etkileri var. Gerçek anlamda sağlıklı olabilmek için her ikisini birlikte sürdürmek şart!

Egzersiz ve sağlıklı beslenme günlük yaşamımızın değişmez parçaları haline geldiği andan itibaren sağlıklı bir yaşamdan söz etmeye başlayabiliriz.


Medulla Vita

11 Kasım 2011 Cuma

Zayıflama Arzusu: Bir Ömür Süren Saplantı




Yeni ayda yeniden merhabalar!

Bu defa keyifle takip ettiğimiz bir blog sayfası ile ortaklaşa yaptığımız bir çalışmayı sizinle paylaşmak istiyoruz.

Medya Galaksisi Blog Sitesi’nin yetkilileri ekranlarda görünen 'sıfır beden' oyuncu ve mankenlerin, genç kızlarımız üzerinde nasıl bir etki bıraktıkları ile ilgili bir yazı yazmak istediklerini ve bu konuda katkılarımızı beklediklerini belirttiklerinde oldukça şaşırmakla birlikte önemli bulduğumuz bu teklifi seve seve kabul ettik ve şu an okumakta olduğunuz yazı ortaya çıktı.


Zayıflama Arzusu: Bir Ömür Süren Saplantı

Kadınların kendi bedenleri, vücutlarının görünümü ve ölçüleri ile ilgili yaşamakta oldukları sıkıntılar uzun yıllardır yapılmakta olan bilimsel çalışmalarda olanca açıklığıyla görülmektedir. 

Bu çalışmalar gösteriyor ki, kadınların büyük bir bölümünün aklının bir köşesinde daima kilo verme isteği bulunuyor. Üstelik fazla kilolarla ilgili sorunu olmayan hatta kendini kilolu olarak görmeyen kadınlarda bile kilo verme isteği görülüyor. Ne yazık ki bedenleri ile ilgili memnuniyetsizlik kadınların ömür boyu üzerlerinden atamadıkları bir algı olarak kalıyor. 

Schur, Sanders ve Steiner’in 2000 yılında yaptıkları bir çalışma, 9 yaşından itibaren kızlarda “biraz daha zayıf olmalıyım” şeklinde düşüncelerin ortaya çıktığını gösteriyor. Buna benzer bir çalışma da, Striegel, Moore ve Franko tarafından 2002 yılında yapılmış. Buna göre kadınlardaki “zayıflamam gerekiyor” düşüncesi 6-8 yaş aralığından itibaren ortaya çıkmaya başlıyor ve çoğunlukla bir ömür boyu devam ediyor.

Kenyon Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Linda Smolak’ın 2006 yılında Amerika’da yapmış olduğu bir çalışma, podyum mankenlerinin Amerikalı kadınların %98’inden daha zayıf olduklarını ortaya koyuyor. Üstelik bu araştırmaya göre ortalama bir Amerikalı kadın Beden Kitle İndeksi’ne göre “normal” değerler içinde yer alırken podyum mankenleri “zayıf” ve altı kategorilerde yer alarak pek çok sağlık sorununa açık bir konumda bulunuyorlar.

Medya, güzellik kavramı olarak bu ölçüleri dayattıkça, kadınlar ulaşmaları çok güç belki de imkansız olan bu ölçüler karşısında, büyük stres, ruhsal hastalıklara varacak şiddette mutsuzluk ve hayal kırıklıkları yaşayabiliyorlar. Bu konudaki bilimsel çalışmalara yönelik bilgilere yazımızın sonunda ayrıca yer vereceğiz ancak şimdi size isim ve detay vermeden kurumumuza başvuran ve zayıflamak isteyen danışanlarımızın bu konuda bizlerle paylaştıkları düşünceleri aktarmak isteriz.

  • “Lütfen yardım edin, ne yapsam olmuyor. Diyet yapıyorum, saatlerce egzersiz yapıyorum ama bir türlü kilo veremiyorum! Son umudum sizsiniz 43 kilo olmak istiyorum… boy: 1,63 kilo: 52…”

Bu mesajı eğer boy ve kilo değerlerini bilmeden okusaydınız gerçekten kilo sorunu yaşayan ve desteğe ihtiyacı olan bir insan olduğunu düşünebilirdiniz. Oysa beden kitle indeksine göre son derece normal ve sağlıklı bir genç kadın bu mesajı yazan. İsteği ise podyumlarda ekranlarda gördüğü ve muhtemelen kendisinden çok daha sağlıksız durumda olan kadınların fiziğine sahip olmak. Buna benzer o kadar çok başvuru alıyoruz ki… Tek başına bu örnek bile yazılı ve görsel medyanın, kadının benlik algısı, kendine saygısı ve kendini beğenmesi ile ilgili kriterler üzerinde ne oranda etkili olabildiğini anlamak için yeterli olabilir.


İdeal kilosunun üzerinde ve gerçekten desteğe ihtiyacı olan insanların yaşadıkları sorunlar çok daha büyük elbette…

  • “20 yıllık eşim artık yüzüme bile bakmıyor. Çoğu akşam nerede olduğunu bile bilmiyorum. Yatakları ayıralı o kadar uzun zaman oldu ki... Bana, “Senin gibi bir balina ile aynı yatakta yatamam... Çeki düzen ver kendine ya şu televizyonlardaki kadınlar gibi olursun ya da benim dışarıda farklı bir hayatım olur” dedi. Ne yapacağımı bilemiyorum, inanın çocuklarım olmasa yaşamak dahi istemiyorum, sadece onlar için katlanıyorum yardım edin (…)”

  • “Biliyorum çıkıp yürüyüş yapmak gerek ama o sokağa çıkmaya katlanamıyorum. Havaların ısınması ile kısacık şortlarını giydikleri gibi o incecik bacakları manken gibi fizikleri ile bütün sokakları dolduruyorlar! Onlardan nefret ediyorum! Üstelik onları gördükçe kendimden daha da çok nefret ediyorum… Hemen eve dönüyorum kendimi karanlık odama attığımda artık aynaları da görmüyorum işte sadece o zaman nefes alabiliyorum. Ne okula gitmek ne de yaşamak için bir istek yok içimde çoğu zaman çok çalışıp kazandığım bir bölüm olduğu halde sırf insanlar beni görmesin diye üniversiteye bile gitmiyorum (…)”

  • “Sevdiğim adam eskiden tombişim diye seviyordu beni. Bir gün onun evinde televizyonda bir defile seyrederken mankenlerin üzerindekileri gösterip “şu kıyafetler artık istesen de sana olmaz tombuldun da iyice şişko oldun sen kızım” dedi. O anda sanki başımdan aşağı kaynar sular döküldü, yok olmak istedim. En son bana ya kilo verirsin ya da bu ilişki biter dedi. Başkası olsa ayrıl derdim ama onu seviyorum çaresizim (…)”

  • “Çok mutsuzum, hayatıma giren bütün erkekler ya param için yanaştı ya da o gece birlikte olacak birini bulamadıkları için. Hiçbir ilişkim uzun soluklu olmadı benim. Hiçbiri yürekten seviyorum demedi. İstediklerini elde edene kadar onlarca sevgi sözcüğünü sahtekarca kirlettiler. Ama artık kararlıyım öyle bir kilo vereceğim ki o peşinden koştukları mankenler kadar ince olacağım! Hepsi peşimde pervane olacak ve bu kez ben onları parmağımda oynatarak bütün çektiğim acıların intikamını alacağım. Bundan sonra kızlar da korksun benden, sevgilileri gözlerini benden alamayacak! (…) ” 

  • “Biliyorum bir gün ben de o dizideki kız gibi incecik olacağım. İşte o zaman bana da aşık olacaklar. Bana hiç kimse seni seviyorum demedi biliyor musunuz… Ama bundan sonra her şey çok farklı olacak (…)”

Örnekler sayfalarca çoğaltılabilir. 

Yukarıda yer alan kimi danışan mektuplarında görüldüğü gibi, çiftlerden birinin kilo sorunu yaşıyor olması diğer partnerin ona olan arzusunu azaltabiliyor. Bu duruma daha çok ilişki süresince kilo artışı olduğunda rastlanıyor. Ne yazık ki bu olumsuz durum toplumumuzda genel olarak kadınların aleyhine işliyor.

Erkekler kilo aldığında bu durum çok fazla rahatsızlık yaratmadığı halde kadınların kilo alması erkeklerde arzunun azalmasına neden olabiliyor. Çoğu kez bu durum ilişkilerde aşılamayacak bir sorun haline geliyor. Medyanın dayattığı güzellik imajı gerçek hayatta yakalanamayınca çiftlerin birbirinden soğuması, aldatmalar ya da boşanmalar görülebiliyor. 

Ancak burada esas dikkat edilmesi gereken durum, kilo problemi yaşayan insanların da, ideal kilosunda olanların da, ideal kilonun oldukça altındaki podyum mankeni fiziğine özeniyor olmalarıdır. Ve bu kiloya ulaştıklarında mutlu olacaklarına, sevileceklerine inanmalarıdır.

Sanat camiasından bir örnek ile bu bölümü tamamlayalım. Nedim Saban’ı yıllardır gerek tiyatrolardan gerek radyo programlarından gerekse televizyon programlarından tanırız. Kendisinin dış görünümü ile ilgili yıllar içinde aklımızda bir imaj yerleşmiştir. Kısa boylu göbekli fazla kilolu bir erkek. Oysa bir süre önce bu dış görünüş değişti. Nedim Saban uzun süren bir sağlıklı ve bilinçli yaşam süreci ile fazla kilolarından kurtuldu ve ideal kilo ve fiziğine yakın bir kilo ve fiziğe kavuştu. Kendisi bu durumdan sağlığı açısından oldukça memnun. Ancak kilo verdiğimde karşı cins peşimde pervane olacak, bütün sorunlarım çözülecek, herkes beni arzulayacak zannedenleri üzecek bir röportajı var... 

Yaklaşık olarak diyor ki “Fazla kilolarım varken daha çok kadınla birlikte oluyordum. Zannedilenin aksine kilo vermek sizi daha çekici yapmıyor. Talipleriniz artmıyor. Kadınların gözünde ben de artık normal kilosundaki toplumun içindeki herhangi biriyim. Ama kendimi çok daha sağlıklı hissediyorum.”

Bu açıdan kilo verme konusunda insanların mutlaka doğru yönlendirilmeleri, hedeflerini doğru belirlemeleri, hayal peşinde koşmamaları ve destek almaları gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Özellikle uzun yıllar kilolu olduktan sonra ideal kilosuna ulaşmış bir insanın bu yeni bedenle yaşamaya alışma döneminde psikolojik desteğe ihtiyaç duyabileceğini belirtmemiz gerekir.

Sağlık açısından doğru olan, medyanın her gün televizyon dizileri, reklamlar, ana haber bültenleri, magazin programları, internet siteleri, dergi ve gazeteler aracılığı ile bir güzellik kavramı olarak önümüze getirdiği ve kadınlar için olmazsa olmaz bir estetik kriteri olarak dayattığı “manken fiziğinde olmak” değildir. Aslında size dayatılan bu imaj, kozmetikten tekstile, ilaç sanayisinden gıda sektörüne kadar çok büyük bir ekonomik pazarın işlemesi için sizi harekete geçirecek gizli mesajlar içeren bilinçli kampanyaların ürünüdür. Esasen olması gereken, bedenen ve ruhen sağlıklı olacağınız ideal kilo ve ölçülere sahip olup, bunu sağlıklı ve kaliteli bir yaşam şekli oluşturarak hayatınız boyunca koruyabilmenizdir.

Şimdi bu konuda yapılan bilimsel çalışmalara bir göz atalım:

  • Liverpool Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada, 16-24 yaş arasındaki kız öğrencilerden oluşan katılımcılar, medyanın, moda ve çekici olma konusunda önemli bir bilgi kaynağı olduğunu belirtiyorlar. Bu çalışma, çok ince bedenlere sahip olan mankenlerin, medyada her gün yer almalarının, onları gören genç kızlarda, zayıflamak için çaba sarf etmek zorunda oldukları hissi uyandırabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca bu çalışmaya göre zayıf olmayı olumlu olarak gören kızlarda, kendi bedeninden tatmin olmama (memnuniyetsizlik) durumu ve yemek yeme bozukluğu daha fazla görülüyor. (Ahern, Bennett, Hetherington 2008)

  • Harvard Üniversitesi tarafından, ilkokul, ortaokul ve lisede okuyan kız öğrenciler üzerinde yapılan bir çalışmada, medyanın genç kızlarda beden şekli, kilo algısı, kilo korkusu, kilo kontrolü ve kilo verme davranışları, üzerindeki etkisi araştırılıyor. Bu araştırmanın sonuçları, sadece televizyonlardaki görüntülerin değil magazin dergilerinde yer alan fotoğrafların da genç kızların kendi kilo ve beden şekilleri ile ilgili algılarını doğrudan etkilediğini gösteriyor. Araştırmaya katılan genç kızların %69’u magazin dergilerindeki bedenleri “kusursuz vücut biçimi” olarak algılıyorlar ve %47’si bu vücutlara sahip olabilmek için kilo vermek istiyorlar. Ayrıca magazin dergilerinde yer alan zayıflama ve egzersiz yöntemlerinin anlatıldığı makaleler de, genç kızların kilo vermeyi istemelerine ve diyet yapmaya başlamalarına neden oluyor. Araştırmaya göre moda-magazin dergilerini okuyan genç kızların büyük bölümü kendi vücut ölçülerinden ve kilolarından memnun değil. Bu kızlar bilinçsiz şekilde kilo vermeye çabalıyorlar, bu da ruh ve beden sağlıklarının bozulmasına (anorexia nervosa, bulimia nervosa gibi hastalıklara) neden olabiliyor. Bu durum ileri aşamada depresyon ve ölüme varacak sonuçlar doğurabiliyor. Araştırmaya katılan genç kızların %59’u kendi vücutlarından hoşlanmıyor,  %66’sı kilo vermek istiyor. Oysaki katılımcıların yalnızca %29’u fazla kilo sorunu yaşıyor… (Field, Cheung, Wolf, Herzog, Gortmaker, Colditz 1999)

  • Florida Merkez Üniversitesi tarafından 3-6 yaş arası çocuklar üzerinde, medyanın genç kızların beden algıları üzerindeki etkilerini incemek için bir araştırma yapılıyor. Araştırma bu yaş grubunda medyadaki görüntülerin kızlar üzerinde etkili olmadığını, katılımcıların kendi görünümlerinden memnun olduklarını belirttiklerini ve ilerde şişmanlama konusunda bir endişe taşımadıklarını ortaya koyuyor. (Hayes, Tantleff-Dunn 2010) Bu araştırma 8-9 yaşından sonra bu endişelerin başladığına dair önceki çalışmaları da destekler nitelikte.

  • Hollanda Radboud Üniversitesi tarafından normal kiloya sahip 104 genç kız üzerinde yapılan ve 30 dakika boyunca güzel kızların oynadığı bir reklam filminin katılımcılara seyrettirildiği bir araştırma, televizyonların ekran boyutlarının farklı olmasının bile (4:3 ya da 16:9) seyirciye ulaşan görüntüyü etkileyerek katı diyet uygulayan ve uygulamayan kadınların, kendi bedenleri ile ilgili memnuniyet durumlarını ve yemek yeme davranışlarını farklı şekillerde etkileyebildiğini gösteriyor. (Anschutza, Engelsa, Beckera, van Striena 2008)

  • Minnesota Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada medyadaki görüntülerle kendi görüntülerini karşılaştıran kadın ve erkeklerin bundan nasıl etkilendikleri araştırılıyor. Bu araştırmada erkeklerin bu durumdan etkilenmedikleri görülüyor. Kadınların ise medyadaki kadın imajı ile kendi görüntülerini karşılaştırdıklarında, kendine olan güvenini kaybetme, depresif ruh haline girme ve bedeninden hoşnutsuzluk duyma gibi olumsuz duygular oluşturduğu belirtiliyor. (van den Berg, Paxton, Keery, Wall, Guo, Neumark-Sztainer 2007)

  • Aarhus Üniversitesi ile Columbia Üniversitesinin ortaklaşa yaptığı bir araştırma ise Minnesota Üniversitesinin araştırmasından farklı olarak, erkeklerin de medyada çekicilik unsuru olarak yansıtılan kaslı erkek bedenlerinden etkilenerek, kendi bedenleri ile ilgili olumsuz algılar oluşturabildiklerini ortaya koyuyor. (Blond 2008)

  • Leeds Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışma, ergenlik dönemindeki kızların medyadaki ince kadın imajından etkilendiklerini, bunu ulaşılması gereken beden şekli olarak gördüklerini ve bu nedenle kendi bedenlerinden memnun olmama sorunu yaşadıklarını ortaya koyuyor. Magazin dergilerinin bu konuda televizyonlardan daha etkili olduğu belirtilen çalışmada, ergen beslenmesi konusunda çalışanların, ergenlerin besin tercihlerini etkileyen bunun gibi çok farklı değişkenler konusunda dikkatli olmaları gerektiği vurgulanıyor. (Hill 2006)

  • Liverpool Üniversitesince kız öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırma, medyadaki ince kadın imajını olumlu olarak gören kızlarda, bunu olumlu olarak görmeyen kızlara göre daha yüksek oranda yeme bozukluğu sorunlarının olduğunu ortaya koyuyor. (Ahern, Bennett, Hetherington 2008)

  • Leeds Üniversitesi’nin yaptığı çalışma, video kliplerde oynayan çok ince vücutlara sahip olan kadınların,  16-19 yaş grubundaki (ergenlik çağındaki) kızlar üzerindeki etkisini inceliyor. Buna göre 3 video klip seyrettikten sonra araştırmaya katılan kızların kendi bedenleri ile ilgili memnuniyetsizliklerinin arttığı ifade ediliyor. (Bell, Lawton, Dittmar 2007)

  • Toronto Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada, magazin dergilerinde idealleştirilen ince vücutlu moda mankeni görüntülerinin, kadınlar üzerindeki etkisi inceleniyor. Bunun için üniversite öğrencisi olan kızlar 2 gruba ayrılıyor, birinci gruba ince bedenlere sahip modellerin olduğu 20 slayt gösteriliyor, diğer gruba ise insan bedeni içermeyen 20 farklı slayt gösteriliyor. Sonuçta ince bedenlere sahip mankenleri gören kızların depresif bir ruh haline girdikleri ve sinirlendikleri yani ruh hallerinin olumsuz etkilendiği gözlemleniyor. (Pinhas, Toner, Ali, Garfinkel, Stuckless 1999) 

  • Sussex Üniversitesi’nde yapılan çalışma, reklamlarda zayıf, normal ve kilolu bedenlere sahip kadın görsellerinin kullanılmasının, reklamı seyreden kadınların üzerindeki etkilerini inceliyor. Buna göre ince bedenlere sahip olan kadınların görsellerinin kullanılması, reklamı seyreden kadınlar üzerinde, kendi bedenleri ile ilgili endişe ve olumsuz algılara neden oluyor. Oysa normal kilolu kadın görsellerinin veya fazla kilolu kadın görsellerinin kullanıldığı ya da insan bedeninin hiç kullanılmadığı reklamların kadınlar üzerinde olumsuz bir etkisi olmuyor. Bunun yanında reklamda insan görüntüsü kullanıp kullanmamasının, ince kadın görseli ya da kilolu kadın görseli kullanıp kullanmamasının, seyirciler üzerinde, reklamın ürünü satın aldırma etkisi açısından bir fark yaratmadığı görülüyor. Bu durumda reklamcılara, kilolu ama aynı zamanda çekici modellerin kullanılması önerilerek, bu şekilde en azından reklamı seyreden kadınların büyük bir çoğunluğunun bedenleri ile ilgili olumsuz kaygılara kapılmalarının önlenebileceği ve sağlık kaybı ve ölümle sonuçlanabilen yemek yeme problemlerinin de bir miktar önüne geçilebileceği belirtiliyor.(Halliwell, Dittmar 2004)

  • Kanada Wilfrid Laurier Üniversitesi, bu konuda ilginç bir çalışma yapılıyor. 18-21 yaş arası üniversite öğrencisi kızların katıldığı araştırmada, ince vücut ölçülerine sahip kadın modellerin yer aldığı reklam filmlerini seyredenler kızlarda yeme alışkanlıklarının değiştiği ve kızların ikram edilen yiyeceklerden daha az miktarlarda tükettikleri görülüyor. Sosyokültürel normlara göre kadının değerini dış görünüşü belirler tezi üzerinden yürütülen paralel bir çalışmada 18-21 yaş arası üniversite öğrencisi kızlara, hem ince vücutlara sahip moda mankenleri hem de kilolu ama hayatta başarılı olmuş kadınların olduğu reklamlar birlikte gösterildiğinde kızların yemek yeme miktarlarını azaltmadıkları, yani yeme alışkanlıklarının bundan etkilenmediği görülüyor. Bu sonuç, kilolu ancak hayatta başarılı olan kadınların reklamlarda yer almasının, reklamı seyreden genç kızlara, başarı ve mutluluğun kilo ve dış görünüş ile doğrudan ilintili olmadığı mesajını verdiği gösteriyor. Ayrıca bu şekilde bir uygulamanın, medyada ince kadın bedenlerine maruz kalmanın kadınlar üzerinde yarattığı olumsuz durumların ve beslenme bozukluklarının azalmasına yardımcı olabileceği belirtiliyor. Paralel bir çalışma da sosyal etkileşim ile ilgili olarak yapılıyor. 18-21 yaş arası üniversite öğrencisi kızlara yine ince vücut ölçülerine sahip modellerin olduğu reklamlar gösteriliyor bu reklamları seyreden kızların daha önceki çalışmada yeme miktarlarını azalttıkları görülmüştü. Ancak bu çalışmada katılımcılara, akranlarının bu zayıf görünümü sağlıklı bulmadıkları ve eleştirdikleri artık bu görünümün güzel ve popüler bulunmadığı vb. bilgiler verildiğinde yeme miktarlarının çok daha az oranda etkilendiği görülüyor.( Strahan, Spencer, Zanna 2007)

Örnekler çoğaltılabilir, ancak bütün bu araştırmalar medyanın doğrudan ya da dolaylı yoldan insan sağlığı üzerinde ne kadar büyük bir etkiye sahip olduğunu açık olarak gösteriyor. Özellikle gelişim çağındaki ve her yaştaki kadınların ruh hallerinin olumsuz etkilenmemesi ve beslenme alışkanlıklarının bu doğrultuda bozulmaması adına, medyanın dünyanın farklı ülkelerindeki farklı üniversitelerinde yapılmış olan bu örnek çalışmalara duyarlılık göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.


7 Ekim 2011 Cuma

Kilolarınızla Gerçekten Mutlu musunuz?




Yeni bir ayda yeniden birlikteyiz, 

Bu ay sizi biraz eskilere götürmek istiyoruz, 70'li yılları bazılarınız hatırlar ama eminiz pek çoğunuz o yıllardan kalan keyifli Yeşilçam filmlerini seyretmişsinizdir. Bu dönem filmlerinde karşımıza sık çıkan figürler bulunurdu. Zengin ama mutsuz kız, fakir ama mutsuz kız, hasta ve sürekli doktor kontrolünde olması gereken kız... Bütün bu mutsuz ve hasta insanların ortak noktası fiziken zayıf olmalarıydı. 

Bir de bunun zıttı vardı o dönemin filmlerinde, devamlı neşeli esprileri ve kahkahaları eksik olmayan aşçılar, hizmetliler, hayatın içinden insanlar vs.. Bu insanların da bir ortak özellikleri vardı, şişmanlık!

Ne ilginçtir ki, toplumda yıllar içinde oturmuş yargılardan biridir bu. Şişman insan hep neşelidir, hep iyi kalplidir, hep iyi niyetlidir diye düşünülür. Arkadaş çevrenizi, aile çevrenizi düşünün tanıdığınız kilo sorunu olan yakınlarınızı hep gülen yüzleri ve esprili yapıları ile hatırlayacaksınız. Peki bu gerçekten böyle mi şişman insanlar gerçekten çok neşeli, çok mutlu çok iyi kalpli insanlar mı?

Geçtiğimiz aylarda Amerikan Illinois Üniversitesi tarafından yayınlanan bir çalışma bunun gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor ne yazık ki..

3600 kişi üzerinde yapılan bu araştırma obezitenin depresyon ile doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. 

Buna göre özellikle kadınlarda bel ölçüsü ile depresyon arasında paralel bir ilişki var.  Aynı şekilde beden kitle indeksi ile depresyon arasında da bir ilişki tespit edilmiş. Bel çevresi 88 cm’den geniş olan kadınlar ve bel  çevresi 102 cm’den geniş olan erkekler incelendiğinde özellikle bu gruba giren kadınların ağır depresyon riski altında oldukları görülmüş. Üstelik bel çevresi geniş olan kadınlar olmayanlara oranla iki kat daha fazla depresyona yakalanma riski taşıyorlar.

Kadınlarda, Beden Kitle İndeksi’ne göre Obez (1.Derecede Şişman)(BKİ 30-39 kg/m2) ve İleri derecede Obez (BKİ 40 kg/m2) olarak değerlendirilenlerin depresyona;  zayıf, normal kilolu ve hafif şişman olarak değerlendirilenlerden çok daha sık yakalandıkları da gözlenmiş.  

Araştırmaya göre erkeklerde, BKİ seviyeleri ya da Bel çevresi ölçüleri ile depresyon arasında doğrudan bir ilişki bulunamamış. Yani erkeklerde Beden kitle indeksine göre zayıf ya da normal kilolu olan ile ileri derecede obez olanlar arasında ya da bel çevresi 102 cm'den geniş olanlarla olmayanlar arasında depresyona yakalanma açısından anlamlı bir fark görülmüyor. 

Ancak her iki cinste de genel sağlık durumunun ve ekonomik durumun kötü olmasının da depresyon oranını artırdığı gözlenmiş.

Örneğin kalp-damar hastalıkları ve diyabet, depresyonda da ve obezitede de sık görülen sağlık sorunlarıdır, özellikle depresyon ve obezite bir arada bulunduğunda bu durum hastanın sağlık durumu ve iyileşme süreçleri üzerinde çok olumsuz bir etki yaratmaktadır.

Benzer bir çalışma California Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü'nde de yapılmış ve bu sonuçları destekleyen bulgular elde edilmişti.

Bu araştırmalara baktığımızda, özellikle bel çevresi 88 cm'den geniş olan ve/veya BKİ 30 kg/m2'nin üzerinde olan kadınların, profesyonel destek alarak, sağlıklı beslenme, sağlık durumuna uygun egzersiz ve etkili kontrol ve destek ile kilo vermenin yanında, depresyondan da kurtulabilecekleri ve daha sağlıklı ve mutlu bir yaşama adım atabilecekleri sonucuna varabiliriz.

Çevrenizde böyle kişiler varsa destek almalarına öncü olarak daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşama adım atmalarını sağlayabilirsiniz.


16 Eylül 2011 Cuma

Merhaba Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam Tutkunları!







Bildiğiniz gibi Kalıcı Zayıflama ve Sigara Bırakma alanlarında yürüttüğümüz online danışmanlık hizmetlerimiz ile ülkemizde bu alanda bir çığır açtık, ilgi ve desteğiniz ile danışanlarımızın sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmaları ve bu alışkanlıklarının yerleşmesine yönelik danışmanlık uygulamalarımıza son hızla devam ediyoruz. 

Ancak bu bizim için yeterli değil. Sağlıklı bireylerin sağlıklı bir toplum yaratacağına olan inancımız bizi daha geniş kitlelere ulaşma konusunda daha kararlı adımlar atmaya yöneltiyor!

Medulla Vita ailesi olarak sağlık alanındaki son gelişme ve ilerlemeleri daha geniş kitlelerle paylaşma isteğimiz ve (birinci basamak sağlık hizmetleri olarak adlandırılan) koruyucu sağlık hizmetlerinin önemli bir aşaması olan eğitim ve bilgi paylaşımının gerekliliğine olan inancımız bizi bu konuda bir arayışa sürükledi. Sonuçta yeni bir iletişim kanalını kullanmaya kara verdik.

Heyecanımız büyük! Medulla Vita ailesi olarak Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam alanındaki deneyim ve bilgilerimizi blog sayfamız aracılığı ile sizlerle paylaşacak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz! 

Kurumumuz bünyesinde yer alan sağlık profesyonellerinin editörlüğünde hazırlanacak olan blog sayfamız aracılığıyla yalnızca sağlık alanındaki son gelişmeleri takip etmekle kalmayacak, aynı zamanda sağlıklı ve kaliteli yaşam ile ilgili makalelerimizle yararlı bilgiler edinerek sağlığınıza olumlu katkılarda da bulunabileceksiniz.

Sağlık alanında yurt dışı ve yurt içindeki gelişmelerden haberdar olmak için blog sayfamızı sık kullananlara ekleyin ve sık sık ziyaret edin! Biz yeniliklerle daima burada olacağız sizleri de bekliyoruz!

Sağlıklı ve Kaliteli bir yaşam dileklerimizle…