Yeni ayda yeniden merhabalar!
Bu defa keyifle takip ettiğimiz
bir blog sayfası ile ortaklaşa yaptığımız bir çalışmayı sizinle paylaşmak
istiyoruz.
Medya Galaksisi Blog Sitesi’nin
yetkilileri ekranlarda görünen 'sıfır beden' oyuncu ve mankenlerin, genç kızlarımız
üzerinde nasıl bir etki bıraktıkları ile ilgili bir yazı yazmak istediklerini
ve bu konuda katkılarımızı beklediklerini belirttiklerinde oldukça şaşırmakla
birlikte önemli bulduğumuz bu teklifi seve seve kabul ettik ve şu an okumakta
olduğunuz yazı ortaya çıktı.
Zayıflama
Arzusu: Bir Ömür Süren Saplantı
Kadınların kendi bedenleri, vücutlarının
görünümü ve ölçüleri ile ilgili yaşamakta oldukları sıkıntılar uzun yıllardır
yapılmakta olan bilimsel çalışmalarda olanca açıklığıyla görülmektedir.
Bu çalışmalar gösteriyor ki, kadınların
büyük bir bölümünün aklının bir köşesinde daima kilo verme isteği bulunuyor.
Üstelik fazla kilolarla ilgili sorunu olmayan hatta kendini kilolu olarak
görmeyen kadınlarda bile kilo verme isteği görülüyor. Ne yazık ki bedenleri ile
ilgili memnuniyetsizlik kadınların ömür boyu üzerlerinden atamadıkları bir algı
olarak kalıyor.
Schur, Sanders ve Steiner’in 2000
yılında yaptıkları bir çalışma, 9 yaşından itibaren kızlarda “biraz daha zayıf olmalıyım” şeklinde
düşüncelerin ortaya çıktığını gösteriyor. Buna benzer bir çalışma da, Striegel,
Moore ve Franko tarafından 2002 yılında yapılmış. Buna göre kadınlardaki “zayıflamam gerekiyor” düşüncesi 6-8 yaş
aralığından itibaren ortaya çıkmaya başlıyor ve çoğunlukla bir ömür boyu devam
ediyor.
Kenyon Üniversitesi Psikoloji
Bölümünden Prof. Linda Smolak’ın 2006 yılında Amerika’da yapmış olduğu bir
çalışma, podyum mankenlerinin Amerikalı kadınların %98’inden daha zayıf
olduklarını ortaya koyuyor. Üstelik bu araştırmaya göre ortalama bir Amerikalı
kadın Beden Kitle İndeksi’ne göre “normal” değerler içinde yer alırken podyum
mankenleri “zayıf” ve altı kategorilerde yer alarak pek çok sağlık sorununa
açık bir konumda bulunuyorlar.
Medya, güzellik kavramı olarak bu
ölçüleri dayattıkça, kadınlar ulaşmaları çok güç belki de imkansız olan bu
ölçüler karşısında, büyük stres, ruhsal hastalıklara varacak şiddette mutsuzluk
ve hayal kırıklıkları yaşayabiliyorlar. Bu konudaki bilimsel çalışmalara
yönelik bilgilere yazımızın sonunda ayrıca yer vereceğiz ancak şimdi size isim
ve detay vermeden kurumumuza başvuran ve zayıflamak isteyen danışanlarımızın bu
konuda bizlerle paylaştıkları düşünceleri aktarmak isteriz.
- “Lütfen
yardım edin, ne yapsam olmuyor. Diyet yapıyorum, saatlerce egzersiz yapıyorum
ama bir türlü kilo veremiyorum! Son umudum sizsiniz 43 kilo olmak istiyorum…
boy: 1,63 kilo: 52…”
Bu mesajı eğer boy ve kilo
değerlerini bilmeden okusaydınız gerçekten kilo sorunu yaşayan ve desteğe
ihtiyacı olan bir insan olduğunu düşünebilirdiniz. Oysa beden kitle indeksine göre
son derece normal ve sağlıklı bir genç kadın bu mesajı yazan. İsteği ise
podyumlarda ekranlarda gördüğü ve muhtemelen kendisinden çok daha sağlıksız durumda
olan kadınların fiziğine sahip olmak. Buna benzer o kadar çok başvuru alıyoruz
ki… Tek başına bu örnek bile yazılı ve görsel medyanın, kadının benlik algısı,
kendine saygısı ve kendini beğenmesi ile ilgili kriterler üzerinde ne oranda
etkili olabildiğini anlamak için yeterli olabilir.
İdeal kilosunun üzerinde ve
gerçekten desteğe ihtiyacı olan insanların yaşadıkları sorunlar çok daha büyük
elbette…
- “20
yıllık eşim artık yüzüme bile bakmıyor. Çoğu akşam nerede olduğunu bile
bilmiyorum. Yatakları ayıralı o kadar uzun zaman oldu ki... Bana, “Senin gibi
bir balina ile aynı yatakta yatamam... Çeki düzen ver kendine ya şu
televizyonlardaki kadınlar gibi olursun ya da benim dışarıda farklı bir hayatım
olur” dedi. Ne yapacağımı bilemiyorum, inanın çocuklarım olmasa yaşamak dahi
istemiyorum, sadece onlar için katlanıyorum yardım edin (…)”
- “Biliyorum
çıkıp yürüyüş yapmak gerek ama o sokağa çıkmaya katlanamıyorum. Havaların
ısınması ile kısacık şortlarını giydikleri gibi o incecik bacakları manken gibi
fizikleri ile bütün sokakları dolduruyorlar! Onlardan nefret ediyorum! Üstelik
onları gördükçe kendimden daha da çok nefret ediyorum… Hemen eve dönüyorum kendimi
karanlık odama attığımda artık aynaları da görmüyorum işte sadece o zaman nefes
alabiliyorum. Ne okula gitmek ne de yaşamak için bir istek yok içimde çoğu
zaman çok çalışıp kazandığım bir bölüm olduğu halde sırf insanlar beni görmesin
diye üniversiteye bile gitmiyorum (…)”
- “Sevdiğim
adam eskiden tombişim diye seviyordu beni. Bir gün onun evinde televizyonda bir
defile seyrederken mankenlerin üzerindekileri gösterip “şu kıyafetler artık
istesen de sana olmaz tombuldun da iyice şişko oldun sen kızım” dedi. O anda
sanki başımdan aşağı kaynar sular döküldü, yok olmak istedim. En son bana ya
kilo verirsin ya da bu ilişki biter dedi. Başkası olsa ayrıl derdim ama onu
seviyorum çaresizim (…)”
- “Çok
mutsuzum, hayatıma giren bütün erkekler ya param için yanaştı ya da o gece
birlikte olacak birini bulamadıkları için. Hiçbir ilişkim uzun soluklu olmadı
benim. Hiçbiri yürekten seviyorum demedi. İstediklerini elde edene kadar
onlarca sevgi sözcüğünü sahtekarca kirlettiler. Ama artık kararlıyım öyle bir
kilo vereceğim ki o peşinden koştukları mankenler kadar ince olacağım! Hepsi
peşimde pervane olacak ve bu kez ben onları parmağımda oynatarak bütün çektiğim
acıların intikamını alacağım. Bundan sonra kızlar da korksun benden, sevgilileri
gözlerini benden alamayacak! (…) ”
- “Biliyorum
bir gün ben de o dizideki kız gibi incecik olacağım. İşte o zaman bana da aşık
olacaklar. Bana hiç kimse seni seviyorum demedi biliyor musunuz… Ama bundan
sonra her şey çok farklı olacak (…)”
Örnekler sayfalarca
çoğaltılabilir.
Yukarıda yer alan kimi danışan
mektuplarında görüldüğü gibi, çiftlerden birinin kilo sorunu yaşıyor olması
diğer partnerin ona olan arzusunu azaltabiliyor. Bu duruma daha çok ilişki
süresince kilo artışı olduğunda rastlanıyor. Ne yazık ki bu olumsuz durum
toplumumuzda genel olarak kadınların aleyhine işliyor.
Erkekler kilo aldığında bu durum
çok fazla rahatsızlık yaratmadığı halde kadınların kilo alması erkeklerde
arzunun azalmasına neden olabiliyor. Çoğu kez bu durum ilişkilerde aşılamayacak
bir sorun haline geliyor. Medyanın dayattığı güzellik imajı gerçek hayatta
yakalanamayınca çiftlerin birbirinden soğuması, aldatmalar ya da boşanmalar görülebiliyor.
Ancak burada esas dikkat edilmesi
gereken durum, kilo problemi yaşayan insanların da, ideal kilosunda olanların
da, ideal kilonun oldukça altındaki podyum mankeni fiziğine özeniyor olmalarıdır.
Ve bu kiloya ulaştıklarında mutlu olacaklarına, sevileceklerine inanmalarıdır.
Sanat camiasından bir örnek ile bu
bölümü tamamlayalım. Nedim Saban’ı
yıllardır gerek tiyatrolardan gerek radyo programlarından gerekse televizyon
programlarından tanırız. Kendisinin dış görünümü ile ilgili yıllar içinde
aklımızda bir imaj yerleşmiştir. Kısa boylu göbekli fazla kilolu bir erkek.
Oysa bir süre önce bu dış görünüş değişti. Nedim Saban uzun süren bir sağlıklı
ve bilinçli yaşam süreci ile fazla kilolarından kurtuldu ve ideal kilo ve
fiziğine yakın bir kilo ve fiziğe kavuştu. Kendisi bu durumdan sağlığı
açısından oldukça memnun. Ancak kilo verdiğimde karşı cins peşimde pervane
olacak, bütün sorunlarım çözülecek, herkes beni arzulayacak zannedenleri üzecek
bir röportajı var...
Yaklaşık olarak diyor ki “Fazla kilolarım varken daha çok kadınla
birlikte oluyordum. Zannedilenin aksine kilo vermek sizi daha çekici yapmıyor.
Talipleriniz artmıyor. Kadınların gözünde ben de artık normal kilosundaki toplumun
içindeki herhangi biriyim. Ama kendimi çok daha sağlıklı hissediyorum.”
Bu açıdan kilo verme konusunda
insanların mutlaka doğru yönlendirilmeleri, hedeflerini doğru belirlemeleri,
hayal peşinde koşmamaları ve destek almaları gerektiğini hatırlatmak istiyoruz.
Özellikle uzun yıllar kilolu olduktan sonra ideal kilosuna ulaşmış bir insanın
bu yeni bedenle yaşamaya alışma döneminde psikolojik desteğe ihtiyaç
duyabileceğini belirtmemiz gerekir.
Sağlık açısından doğru olan, medyanın
her gün televizyon dizileri, reklamlar, ana haber bültenleri, magazin
programları, internet siteleri, dergi ve gazeteler aracılığı ile bir güzellik
kavramı olarak önümüze getirdiği ve kadınlar için olmazsa olmaz bir estetik
kriteri olarak dayattığı “manken
fiziğinde olmak” değildir. Aslında size dayatılan bu imaj, kozmetikten
tekstile, ilaç sanayisinden gıda sektörüne kadar çok büyük bir ekonomik pazarın
işlemesi için sizi harekete geçirecek gizli mesajlar içeren bilinçli
kampanyaların ürünüdür. Esasen olması gereken, bedenen ve ruhen sağlıklı
olacağınız ideal kilo ve ölçülere sahip olup, bunu sağlıklı ve kaliteli bir
yaşam şekli oluşturarak hayatınız boyunca koruyabilmenizdir.
Şimdi
bu konuda yapılan bilimsel çalışmalara bir göz atalım:
- Liverpool
Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada, 16-24 yaş arasındaki kız
öğrencilerden oluşan katılımcılar, medyanın, moda ve çekici olma konusunda
önemli bir bilgi kaynağı olduğunu belirtiyorlar. Bu çalışma, çok ince bedenlere
sahip olan mankenlerin, medyada her gün yer almalarının, onları gören genç
kızlarda, zayıflamak için çaba sarf etmek zorunda oldukları hissi
uyandırabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca bu çalışmaya göre zayıf olmayı olumlu
olarak gören kızlarda, kendi bedeninden tatmin olmama (memnuniyetsizlik) durumu
ve yemek yeme bozukluğu daha fazla görülüyor. (Ahern, Bennett, Hetherington
2008)
- Harvard
Üniversitesi tarafından, ilkokul, ortaokul ve lisede okuyan kız öğrenciler
üzerinde yapılan bir çalışmada, medyanın genç kızlarda beden şekli, kilo algısı,
kilo korkusu, kilo kontrolü ve kilo verme davranışları, üzerindeki etkisi
araştırılıyor. Bu araştırmanın sonuçları, sadece
televizyonlardaki görüntülerin değil magazin dergilerinde yer alan
fotoğrafların da genç kızların kendi kilo ve beden şekilleri ile ilgili
algılarını doğrudan etkilediğini gösteriyor. Araştırmaya katılan genç kızların
%69’u magazin dergilerindeki bedenleri “kusursuz
vücut biçimi” olarak algılıyorlar ve %47’si bu vücutlara sahip olabilmek
için kilo vermek istiyorlar. Ayrıca magazin dergilerinde yer
alan zayıflama ve egzersiz yöntemlerinin anlatıldığı makaleler de, genç
kızların kilo vermeyi istemelerine ve diyet yapmaya başlamalarına neden oluyor.
Araştırmaya göre moda-magazin dergilerini okuyan genç kızların büyük bölümü
kendi vücut ölçülerinden ve kilolarından memnun değil. Bu kızlar bilinçsiz
şekilde kilo vermeye çabalıyorlar, bu da ruh ve beden sağlıklarının bozulmasına
(anorexia nervosa, bulimia nervosa gibi hastalıklara) neden olabiliyor. Bu
durum ileri aşamada depresyon ve ölüme varacak sonuçlar doğurabiliyor. Araştırmaya katılan genç kızların
%59’u kendi vücutlarından hoşlanmıyor,
%66’sı kilo vermek istiyor. Oysaki katılımcıların yalnızca %29’u fazla
kilo sorunu yaşıyor… (Field, Cheung, Wolf, Herzog, Gortmaker, Colditz 1999)
- Florida
Merkez Üniversitesi tarafından 3-6 yaş arası çocuklar üzerinde, medyanın
genç kızların beden algıları üzerindeki etkilerini incemek için bir araştırma
yapılıyor. Araştırma bu yaş grubunda medyadaki görüntülerin kızlar üzerinde
etkili olmadığını, katılımcıların kendi görünümlerinden memnun olduklarını
belirttiklerini ve ilerde şişmanlama konusunda bir endişe taşımadıklarını ortaya
koyuyor. (Hayes, Tantleff-Dunn 2010) Bu araştırma 8-9 yaşından sonra bu
endişelerin başladığına dair önceki çalışmaları da destekler nitelikte.
- Hollanda Radboud
Üniversitesi tarafından normal kiloya sahip 104 genç
kız üzerinde yapılan ve 30 dakika boyunca güzel kızların oynadığı bir reklam
filminin katılımcılara seyrettirildiği bir araştırma, televizyonların ekran
boyutlarının farklı olmasının bile (4:3 ya da 16:9) seyirciye ulaşan görüntüyü
etkileyerek katı diyet uygulayan ve uygulamayan kadınların, kendi bedenleri ile
ilgili memnuniyet durumlarını ve yemek yeme davranışlarını farklı şekillerde etkileyebildiğini
gösteriyor. (Anschutza, Engelsa, Beckera, van Striena 2008)
- Minnesota
Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada medyadaki görüntülerle kendi görüntülerini
karşılaştıran kadın ve erkeklerin bundan nasıl etkilendikleri araştırılıyor. Bu
araştırmada erkeklerin bu durumdan etkilenmedikleri görülüyor. Kadınların ise medyadaki kadın
imajı ile kendi görüntülerini karşılaştırdıklarında, kendine olan güvenini
kaybetme, depresif ruh haline girme ve bedeninden hoşnutsuzluk duyma gibi
olumsuz duygular oluşturduğu belirtiliyor. (van den Berg, Paxton, Keery, Wall,
Guo, Neumark-Sztainer 2007)
- Aarhus
Üniversitesi ile Columbia Üniversitesinin ortaklaşa yaptığı bir araştırma
ise Minnesota Üniversitesinin araştırmasından farklı olarak, erkeklerin de
medyada çekicilik unsuru olarak yansıtılan kaslı erkek bedenlerinden
etkilenerek, kendi bedenleri ile ilgili olumsuz algılar oluşturabildiklerini
ortaya koyuyor. (Blond 2008)
- Leeds
Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışma, ergenlik dönemindeki kızların
medyadaki ince kadın imajından etkilendiklerini, bunu ulaşılması gereken beden
şekli olarak gördüklerini ve bu nedenle kendi bedenlerinden memnun olmama
sorunu yaşadıklarını ortaya koyuyor. Magazin dergilerinin bu konuda
televizyonlardan daha etkili olduğu belirtilen çalışmada, ergen beslenmesi
konusunda çalışanların, ergenlerin besin tercihlerini etkileyen bunun gibi çok
farklı değişkenler konusunda dikkatli olmaları gerektiği vurgulanıyor. (Hill
2006)
- Liverpool
Üniversitesince kız öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırma,
medyadaki ince kadın imajını olumlu olarak gören kızlarda, bunu olumlu olarak
görmeyen kızlara göre daha yüksek oranda yeme bozukluğu sorunlarının olduğunu
ortaya koyuyor. (Ahern, Bennett, Hetherington 2008)
- Leeds
Üniversitesi’nin yaptığı çalışma, video kliplerde oynayan çok ince vücutlara
sahip olan kadınların, 16-19 yaş
grubundaki (ergenlik çağındaki) kızlar üzerindeki etkisini inceliyor. Buna göre 3 video klip
seyrettikten sonra araştırmaya katılan kızların kendi bedenleri ile ilgili
memnuniyetsizliklerinin arttığı ifade ediliyor. (Bell, Lawton, Dittmar 2007)
- Toronto
Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada, magazin dergilerinde
idealleştirilen ince vücutlu moda mankeni görüntülerinin, kadınlar üzerindeki
etkisi inceleniyor. Bunun için üniversite öğrencisi olan kızlar 2 gruba ayrılıyor,
birinci gruba ince bedenlere sahip modellerin olduğu 20 slayt gösteriliyor,
diğer gruba ise insan bedeni içermeyen 20 farklı slayt gösteriliyor. Sonuçta
ince bedenlere sahip mankenleri gören kızların depresif bir ruh haline
girdikleri ve sinirlendikleri yani ruh hallerinin olumsuz etkilendiği gözlemleniyor.
(Pinhas, Toner, Ali, Garfinkel, Stuckless 1999)
- Sussex
Üniversitesi’nde yapılan çalışma, reklamlarda zayıf, normal ve kilolu bedenlere
sahip kadın görsellerinin kullanılmasının, reklamı seyreden kadınların
üzerindeki etkilerini inceliyor. Buna göre ince bedenlere sahip olan kadınların
görsellerinin kullanılması, reklamı seyreden kadınlar üzerinde, kendi bedenleri
ile ilgili endişe ve olumsuz algılara neden oluyor. Oysa normal kilolu kadın
görsellerinin veya fazla kilolu kadın görsellerinin kullanıldığı ya da insan
bedeninin hiç kullanılmadığı reklamların kadınlar üzerinde olumsuz bir etkisi
olmuyor. Bunun yanında reklamda insan
görüntüsü kullanıp kullanmamasının, ince kadın görseli ya da kilolu kadın
görseli kullanıp kullanmamasının, seyirciler üzerinde, reklamın ürünü satın
aldırma etkisi açısından bir fark yaratmadığı görülüyor. Bu durumda
reklamcılara, kilolu ama aynı zamanda çekici modellerin kullanılması
önerilerek, bu şekilde en azından reklamı seyreden kadınların büyük bir
çoğunluğunun bedenleri ile ilgili olumsuz kaygılara kapılmalarının
önlenebileceği ve sağlık kaybı ve ölümle sonuçlanabilen yemek yeme
problemlerinin de bir miktar önüne geçilebileceği belirtiliyor.(Halliwell,
Dittmar 2004)
- Kanada
Wilfrid Laurier Üniversitesi, bu konuda ilginç bir çalışma yapılıyor. 18-21 yaş
arası üniversite öğrencisi kızların katıldığı araştırmada, ince vücut
ölçülerine sahip kadın modellerin yer aldığı reklam filmlerini seyredenler
kızlarda yeme alışkanlıklarının değiştiği ve kızların ikram edilen
yiyeceklerden daha az miktarlarda tükettikleri görülüyor. Sosyokültürel normlara göre
kadının değerini dış görünüşü belirler tezi üzerinden yürütülen paralel bir
çalışmada 18-21 yaş arası üniversite öğrencisi kızlara, hem ince vücutlara
sahip moda mankenleri hem de kilolu ama hayatta başarılı olmuş kadınların
olduğu reklamlar birlikte gösterildiğinde kızların yemek yeme miktarlarını
azaltmadıkları, yani yeme alışkanlıklarının bundan etkilenmediği görülüyor. Bu sonuç, kilolu ancak hayatta
başarılı olan kadınların reklamlarda yer almasının, reklamı seyreden genç
kızlara, başarı ve mutluluğun kilo ve dış görünüş ile doğrudan ilintili
olmadığı mesajını verdiği gösteriyor. Ayrıca bu şekilde bir uygulamanın,
medyada ince kadın bedenlerine maruz kalmanın kadınlar üzerinde yarattığı olumsuz
durumların ve beslenme bozukluklarının azalmasına yardımcı olabileceği
belirtiliyor. Paralel bir çalışma da sosyal
etkileşim ile ilgili olarak yapılıyor. 18-21 yaş arası üniversite öğrencisi
kızlara yine ince vücut ölçülerine sahip modellerin olduğu reklamlar
gösteriliyor bu reklamları seyreden kızların daha önceki çalışmada yeme
miktarlarını azalttıkları görülmüştü. Ancak bu çalışmada katılımcılara,
akranlarının bu zayıf görünümü sağlıklı bulmadıkları ve eleştirdikleri artık bu
görünümün güzel ve popüler bulunmadığı vb. bilgiler verildiğinde yeme
miktarlarının çok daha az oranda etkilendiği görülüyor.( Strahan, Spencer,
Zanna 2007)
Örnekler çoğaltılabilir, ancak bütün
bu araştırmalar medyanın doğrudan ya da dolaylı yoldan insan sağlığı üzerinde
ne kadar büyük bir etkiye sahip olduğunu açık olarak gösteriyor. Özellikle
gelişim çağındaki ve her yaştaki kadınların ruh hallerinin olumsuz
etkilenmemesi ve beslenme alışkanlıklarının bu doğrultuda bozulmaması adına,
medyanın dünyanın farklı ülkelerindeki farklı üniversitelerinde yapılmış olan
bu örnek çalışmalara duyarlılık göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.